istanbul

istanbul

inceleme: Olympus OM-D E-M5 mark II (ve İstanbul'dan görünümler)

Koşullar uygun oldu ve üç senedir kullanmakta olduğum Olympus E-M5 makinemi güncel modeli olan E-M5 mark II ile değiştirdim. Zaten memnun olduğum ve ufak tefek detaylar dışında bariz bir eksiğini hissetmediğim makinemi yenileyince hemen kullanıp makul bir avantaj elde ettim mi diye görmek istedim.

Görüntü kalitesinde büyük bir fark beklemiyordum, teknik inceleme sitelerine biraz baktığınızda önceki model ile şimdikinin sonuçları birbirine çok yakın görünüyor. Benim açımdan iki nokta akıl çelici oldu. Birincisi, daha iyileştirilmiş titreşim önleme sistemi. Tripod kullanmadığım için bu sistem ne kadar sağlıklı çalışsa benim için o kadar iyi. İkinci nokta ise, elektronik vizörün daha büyük olması. Gözlük kullanıyor olmam büyük ve yüksek çözünürlüklü bir vizörü çekici kılıyor.

Olympus OM-D E-M5 II'yi göstereyim.


Eski modeli daha sevimliydi; mark II biraz daha profesyonel veya ciddi duruyor. Ergonomik olarak selefi gibi başarılı. Ele iyi oturuyor ve kalite hissi çok yüksek. Üst kısımda bulunan çok fonksiyonlu iki kadranın konumu ve deklanşörün pozisyonu daha iyileştirilmiş. Kullanıcının işlevini belirlediği fonksiyon tuşları neredeyse abartılı bir seviyeye çıkmış, adeta makineyi yeniden tasarlar gibisiniz. Sağ başparmak dayanağı yine çok ergonomik.

Genel olarak iyileştirmeler başarılı olmuş, önceki modelin bir takım küçük zaaflarını iyi yakalayıp geliştirmişler. Bunun yanında üç noktayı eleştireceğim. Birincisi, arka ekran eski modelde yukarı aşağı hareketliyken mark II'de tam döndürülebilir yapılmış. Her açıdan görmeye izin verdiği halde bu yapı fotoğraf çekerken hızlı kullanıma uygun değil. Belli ki video çekiminde kolaylık sağlamak adına bu tercih edilmiş ama kullanım basitliği ve hızı açısından bu bir geri adım. İkinci nokta, açma kapama düğmesinin konumu. Önceki modelde de tuhaf bir yerdeydi ama en azından sağ el ile hızlı kullanıma imkan veriyordu. Şimdi makinenin sol üstünde konumlandırılmış. Sol el ile objektifi alttan kavrayarak tuttuğunuzda açma kapama düğmesine ulaşmak sorun oluyor. Üçüncü nokta ise makinenin üzerindeki gereksiz girinti çıkıntılar. Bu tuhaf "kaporta detayları" toz ve kir birikimi için imkan oluşturuyor. Ne demek istediğimi aşağıda görebilirsiniz.


Biraz daha minimalist bir tasarım benimsenip makinenin üzeri düz yapılsa sanki daha güzel olurdu. Tabii, bu bahsettiklerim küçük detaylar. Çok önemli olumsuzluklar değil ama dikkatimi çekti işte.

Bu arada, yukarıdaki resim fonksiyon düğmesi bolluğunu da kısmen gösteriyor. Bir de, iki döner kadrana ikinci bir fonksiyon seti atayan anahtar var. Bu fonksiyon bolluğunda neyi nereye yerleştireceğinize karar vermek için bir hayli zaman harcamanız lazım. Bu seçimler menü sisteminden yapılıyor ki o da başlı başına bir alem. Önceki modelden alışık olmama rağmen işin içinden çıkabilmek için ciddi mesai yaptım. Neyse ki, istediğiniz fonksiyonları düğmelere atadıktan sonra diğer genel kontrolleri arka ekranda çıkan "süper kontrol paneli" denilen panelden rahatça yapıyorsunuz. Kullanım sırasında durmadan menülere dönmenize gerek yok. Fotoğraf çekerken işler çok kolay. Baştan kişiselleştirme için harcadığınız zaman kullanım süresince size büyük rahatlık sağlıyor, kesinlikle bu zamana değer.

Makinemin yeteneklerini anlayabilmek için İstanbul'da ışık koşullarının zorlayıcı olduğu bir günü seçtim. Modern fotoğraf makinelerinin hepsi uygun ışıkta güzel sonuç veriyor. İşler biraz karmaşıklaştığında ne olduğunu görebilmek adına havanın bir bulutlu bir güneşli olduğu zamanı fırsat bilip ilk denemelerimi yaptım. Bütün fotoğrafları "jpg" olarak çektim ki bakalım kendine göre en iyi diye makinem bana ne sunacak. Renk ayarını "natural" olarak seçtim. E-M5 II'nin işini kolaylaştırmamak adına Panasonic 14-140mm objektifimi kullandım. Böyle yüksek zoom'lu bir objektifin kısıtlamaları malum.

Bu kadar açıklamadan sonra biraz fotoğraf görelim. Makineyi denerken biraz da İstanbul'un güzelliklerine bakalım.

Değişken ışığın denizi gerçeküstü bir renge boyadığı koşullarda aşağıdaki fotoğrafı çektim.

55mm, f:6.3, 1/200 saniye, ISO 200

Polarize filtre ile çekilmiş izlenimini veren fotoğrafı makineden çıktığı gibi sunuyorum. Otomatik beyaz ayarı çok başarılı, ön planda güneş alan evler ve beton alan kadar arkada bulutların gölgesinde kalan kısımlar da doğal görünüyor. Deniz gerçekten bu renkti.

Biraz daha zorlayıcı bir sahne ansızın önümde belirince "P" konumunda ama makineye müdahale etmeden aşağıdaki fotoğrafı çektim.

14mm, f:7.1, 1/250 saniye, ISO 200

Işık çapraz karşıdan geliyor. Bulutlu gökyüzünün sol tarafı aradan sızan güneş ışığı ile iyice parlarken sağ taraf daha karanlık ve dengesiz. Teknenin bana bakan tarafının altı ise iyice loş. Beyaz, yeşil, kırmızı ben varım diyor. Sonuç bence çok iyi. 

Aynı teknenin arka tarafına geçip ışığı da arkadan alarak bir fotoğraf daha çekiyorum. Bu sefer makinemin işi biraz daha kolay. Aydınlık daha homojen, belki gökyüzü biraz problemli, bir de ön planda birbirine sarılmış çiftin yüksek kontrastlı görüntüsü ile beyaz babalar. Renk, ışık, dinamik aralık açısından ve genel sonuç olarak iyi bir fotoğraf oldu.

32mm, f:6.3, 1/125, ISO 200

Sonuçlar genel olarak hoşuma gitti. Biraz daha zorlayıcı ışık koşulları ararken istediğim manzara önümde belirdi. İyice kararmış gökyüzü bir anda aralandı ve kısmi ama parlak bir aydınlık denizin üstünde ortaya çıktı. Böyle ortamlar fotoğraf makinelerinin hem ışık hem de beyaz ayarı açısından iyice zorlandıkları koşullardır. Tabii, yetersiz dinamik aralık da hemen kendisini belli eder.

 14mm, f:8.0, 1/320 saniye, ISO 200

Parlak güneş ışığına rağmen bulutlar beyaza boğulmadan net bir şekilde görünüyor. Kız Kulesi iyice gölgede ama detaylar yine de belirgin. Üstelik bu başarılı sonuç makinenin kendi seçtiği değerlerle elde edilebildi, hiç fena değil.

Aynı konumda, hafifçe zoom ile bir deneme daha yaptım. Anında değişen ışık Kız Kulesini aydınlatmaya başlarken fondaki İstanbul iyice karardı. Hava koşulları bana torpil yaparak, istediğim zorlayıcı sahneleri sunuyor. Hem iyi zaman geçiriyorum hem de makinemin sınırlarını ve yeteneklerini anlamaya çalışıyorum.

40mm, f:8.0, 1/250 saniye, ISO 200

Denizdeki parlak yansımaya karşılık havanın genel karanlığı hakikaten zor bir tablo ortaya çıkarıyor. Buna rağmen, Kız Kulesinin dengeli görüntüsü ve bayrağın pırıl pırıl vurgusu etkileyici bir atmosfer oluşturdu. Doğrudan jpg olarak çok başarılı sonuçlar bunlar. Belki de bir önceki modele göre beklediğimden daha fazla geliştirme olmuş. Eski makinem artık bende olmadığından bire bir karşılaştırma yapamıyorum.

İşin tadını alınca daha bir keyifle fotoğraf çekmeye devam ediyorum. Haydarpaşa limanındaki vinçler bulutlu gökyüzü fonunda, yine zor ışık koşullarında aşağıdaki pozu verdi. Panasonic objektifimin azami zoom değerinde çektim bu fotoğrafı.

140mm, f:6.3, 1/400 saniye, ISO 200

Işık ve kontrast açısından güzel bir fotoğraf ortaya çıktı. Beyaz dengesi de başarılı.  

E-M5 mark II'nin sıradışı bir özelliği 16 MP'lik sensörün hassas bir şekilde kaydırılarak üstüste 8 kare çekilmesi sonucunda 40 MP'lik bir nihai fotoğraf oluşturulabilmesi. İlk duyduğumda fantastik bir özellik olarak gelmişti bu. Gerçek Dünyada ne kadar işe yarar bir özellik olabilir acaba? Aynı görüntünün üst üste 8 defa çekilebilmesi için makinenin çok hassas bir şekilde sabitlenmesi gerekiyor. Bazı inceleme siteleri, sıradan bir tripodun bile yetersiz kaldığını, mutlaka çok kaliteli tripod kullanıması gerektiğini özellikle vurguluyor. Benim gibi hiç tripod kullanmayan birisine hitap etmeyen bir özellik diye düşündüm ama yine de denemek istedim. Makineyi sabitlemek için tek yöntemim sahildeki beton duvarın üzerine koymaktı. Beşiktaş semtinin görüntüsüne biraz zoom yapıp deklanşöre bastım. 

Sonuçta aşağıdaki fotoğraf çıktı.

69mm, f:8.0, 1/125 saniye, ISO 200

Yukarıda tamamı görülen fotoğrafı %100 oranında büyütüp baktığımda şaşırtıcı detaylar gördüm. 

Sahildeki Four Seasons otelinin cephesinin kırpılmış 1:1 görüntüsü aşağıda.


Sadece duvarın üzerine koyarak bile titreşimsiz, yüksek çözünürlüklü bir fotoğraf elde ettim. Detayların seviyesi etkileyici. 

Resmin soluna kayıp, sahile bağlı vapuru 1:1 olarak görüntülediğimizde aşağıdaki sonucu alıyoruz.


Vapurun üzerindeki reklam tabelası rahatlıkla okunuyor (Artık vapurlar da mı reklam alıyor?) Kenar korkuluklar bile seçilebiliyor Boğaz'ın karşı yakasından ve ortalama bir zoom değeri ile. Denize dikkatli baktığınızda ise bu yöntemin sınırlayıcı yönünü görüyorsunuz. Sensör kaydırılarak peşpeşe çekilen kareler birleştirildiğinden, karşınızdaki görüntü statik değilse izler oluşuyor. Nitekim, su harekeli olduğundan denizde ortaya çıkan çapraz çizgili desenleri rahatlıkla görebilirsiniz. Yani, bu yöntem dinamik sahneler için uygun değil. Bunun dışında gayet başarılı çalışıyor.

E-M5 mark II'yi tanımak adına başka bir zor ışığı Polonezköy'de buldum. Yoğun ağaç örtüsünün oluşturduğu loş ortamı yaprakların arasından sızan kuvvetli güneş ışığı zorluyordu. Bu koşulda bile tatmin edici sonuç alabildim. Güzel bir kontrast dengesi de yakalayabildim.

14mm, f:3.5, 1/60 saniye, ISO 1000

Bu fotoğrafta otomatik ISO değeri belirlediğim azami sınır olan 1000'e çıktı. Daha yüksek değerleri kullanmıyorum. Belki tutucu bir yaklaşım bu ama senelerin alışkanlığı işte.

Doğada yürüyüş yaparken aşağıdaki manzara ile karşılaştım. Yeşil rengin baskın olarak var olduğu karede köşeden mavi gökyüzü de görülüyor. Üstelik bulutların gelmesiyle yeşil de homojen aydınlanmıyor. Biraz da canım fotoğraf çekmek istediğinden çektim bu kareyi.

14mm, f:6.3, 1/200 saniye, ISO 200

Artık iyice benimsedim mark II'yi. Alışık olduğum küçük boyutu, kaliteli hissi ve düzgün ergonomisi ile elime alınca fotoğraf çekme isteği uyandırıyor bende. 

Hiçbir şey mükemmel olamayacağından onun da eksileri var. Çoğu benim için çok önemli değil. Mesela, makine üzerindeki boyun askısı bağlantı noktaları kötü konumlandırılmış ama ben boyun askısı kullanmadığımdan bu bir sorun teşkil etmiyor. Bu yüzden yukarıda bu olumsuzluktan bahsetmedim bile. Arka ekranın önceki modelde olduğu gibi sadece yukarı-aşağı hareketli olmasını kesinlikle tercih ederdim. Bir de, pil ömrünün daha uzun olması iyi olurdu. Makineyle sürekli oynadığımdan pil süresini sağlıklı değerlendiremedim ama azami 300 kare civarında olacağını tahmin ediyorum. Bunu 500 çekim yapabilselerdi harika olurdu.

Son bir fotoğraf ile şimdilik bu yazıyı bitiriyorum. Eksik kalan şey gece çekimi denemeleri oldu. Yakın zamanda bunu da yapıp ilave edeceğim.

 92mm, f:5.6, 1/200 saniye, ISO 500

Gün batımında marinada tekneler. Akşamın sakinliği kendini belli ediyor. E-M5 mark ii'ye alıştım sayılır. Bu makineye geçmekle doğru bir karar verdim diye düşünüyorum.

Güncelleme: Gece çekimi için iki deneme yaptım.

Tripodsuz olarak mehtap fotoğrafı çekmek çok kolay değildir. Karşımda kocaman aydedeyi görünce objektifimin azami değeri olan 140mm (280mm muadili) zoom ile aşağıdaki fotoğrafı çektim. Derin bir nefes alıp, makineyi objektifin altından sımsıkı kavradıktan sonra deklanşöre bastım. Sonuç hiç de fena değil, titreşim önleme sistemi üzerine düşeni yaptı.

Bu fotoğrafı kırparak 1:1 tam büyütme ile boyutlandırmadan sunuyorum. Yani, en hata affetmeyecek şekilde.

140mm, f:5.6, 1/250 saniye, ISO 200

İkinci denemem ise tipik bir gece manzarası. Ortalama bir zoom değeri ile yine elde çektim. 1:1 boyutunda baktığımda çok hafif bir titreme görülüyor ama yine de hiç önemli değil çünkü pozlama süresi 1/6 saniye. Bu kadar düşük bir hızda bile böyle sonuç alabilmek sistemin ne kadar iyi çalıştığını gösteriyor. Dahası da var: bu fotoğrafı vapurdayken çektim, yani ben de sabit değilim. Hem vapurun hareketi, hem de vapur makinesinin sebep olduğu titreşime rağmen böyle bir sonuç alabilmek doğrusu etkileyici.

46mm, f:3.5, 1/6 saniye, ISO 1000

OM-D E-M5 mark 2, benden iyi puanlar aldı. Önemli bir eksiğini hissetmedim. Tabii ki daha da geliştirilebilecek yönleri var. Bunların başında pil ömrü geliyor. Kullanım ergonomisi de zaten ince dokunuşlarla her yeni modelde biraz daha iyileştirilmekte. Bu, bütün cihazlar için geçerli. 

Sensör boyutunun habire Full Frame denilen 35mm film ölçüsü ile kıyaslanması ve megapiksel yarışı ise benim kullanımım için tamamen anlamsız ölçütler. Bu boyut ve 16 MP gayet uyumlu, verimli ve rahat taşınabilen bir sistemi mümkün kılıyor.



1 yorum:

CiddiBiri dedi ki...

Samimi ve detaylı incelemeniz için teşekkür ederim.